dil-kültür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dil-kültür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Ocak 2022

koşmak öküz şiir

 

İlk yazımda bizde ko(mak) eyleminin çok temel bir eylem olduğunu, temel ve yan anlamları içinde “bırakmak, izin vermek, karışmamak, yapmak, etmek” gibi anlamlar bulunduğunu söylemiştim.

İşte Yunus Emre’den seçtiğim örnekler, her biri mısra-i berceste.

·        Kibir kandayısa ânınla savaş

Kogıl kibri vefâ sâna ne kıla

(kandaysa: Kimdeyse, neredeyse kogıl: Bırak)

 

·        Gönül erîni önden koma elden

O kurtarır senî dürlü fiilden

(dürlü: Türlü, koma: Bırakma)

 

·        Niçe bir görmemek açgıl gözünü

Od içinde kodun sen kend’ özünü

(niçe: Nasıl, açgıl: Aç, od: Ateş, kodun: Bırakmak, terk etmek)

 

·        Malı mülkü koyuban kanda gidersin miskin

Ancak yatasın sinde görünce kıyâmeti

( koyuban: koyarak, kanda: nereye, miskin: tembel, sin: mezar

 

·        Ömrüm beni sen aldadın ah n’ideyim ömrüm seni

Beni deprenemez kodun ah n’ideyim ömrüm seni

( açıklama yazmaya gerek yok, aslında üsttekilerde de yoktu)

 

·        Çeşmelerden bardağın doldurmadan kor isen

Bin yıl anda durursa kendi dolası değil

 

·        Senin aşkın denizine düşübeni gark olayım

Kimsenem yok elim ala koma beni batmayayım

 

 

İşte Yunus’un bu dizelerinde gördüğümüz geniş bir anlam evreni olan “komak” eyleminin peşindeyiz.

 

Ondan, önce konmak (komak işini kendi üzerinde gerçekleştirmek) eyleminin, sonra konuşmak(konma işini karşılıklı yapmak) eylemlerinin oluştuğunu,  sonra da bu ‘konuşmak’ eyleminden konuşu/komşu’nun oluştuğunu açıklamıştım. Bu “komak“ eyleminin kendisinin kullanımı çok azalmış ama çocukları, torunları oldukça sık kullanılıyor bugünkü dilde.

Bu yazıda da ‘koşmak’ eylemine değineceğim. Bugünkü eğitim öğretimde genellikle “koşmak“ eylemi kendisi bir kök gibi anlatılıyor. Oysa “koş-“ eylemi de ko- eyleminden geliyor.

Öncelikle şuna dikkat çekeyim: Dilimizde iki ayrı “koşmak” eylemi var sanılıyor.  Biri yürüme eyleminin ötesinde bir hıza kavuşmak için yapılan “koşmak”,  öteki de “şart koşmak” da gördüğümüz koşmak olmak üzere. Oysa ikisi de aynı bunların.

-ş eki Türkçede bir eylemden başka bir eylem yapmayı sağlayan işteşlik ekidir ve o işi karşılıklı, birlikte yapma anlamını içerir. (ilk yazıda da değinmiştim)

 


“Koşmak” eyleminin iki bacağın ritmik hareketiyle oluşmasından yola çıkın. Yani komak işini iki bacağın karşılıklı yapması. Tabii komak eyleminin anlam evreni geniş, bunu da unutmadan.

Bizde "koşmak" eylemi bir şeyi başka bir şeyle ilişkilendirmek, ona ulamak anlamına geliyor. İki şeyin birbirine bağlanması, birbirine bağlı bir harekete girmesi, birbirine konması… Yani anlamında "ikilik, çift" var. (kopmak eylemi ise bunun zıddı, bir şeyin bağlı olduğu, “kon”duğu yerden ayrılması, bağımsızlaşması)

Demek ki iki bacağın birbirine bağlı ritmik bir harekete girmesidir “koşmak”. Öküzleri sabana koşarız, yani iki öküzü birbirine bağlı, birbirine paralel bir duruma getiririz.  Bir şeyi şart koşarız, yani o şeyi başka bir şeye bağlarız. Ne ilginç değil mi? İlk anda ne alakası var bir insanın koşması ile öküzlerin sabana koşulmasının ya da bir şeyin şart koşulmasının der insan J

Peki şiirin bunlarla ne ilgisi var!?.. Öyle ya şiirin Türkçedeki adı “koşuk”tur. Halk şiirinin yaygın türü “koşma”dır.

Onlar da aynı anlam kökeninden. Şiir dediğimiz şey nedir, nihayetinde bir sözü üstteki/alttaki söz ile ilişkilendirmek, onunla uyumlulaştırmak değil mi? Bir dizeyi diğeriyle ölçülü, uyaklı hâle getirmek, ona koşmak değil mi?

nitekim "beyit" yerine "ikilik" denmesi de bundan. "çift" sözcüğü ise Farsça (cuft), ikili olan şey manasına geliyor. çiftlik, çiftçi sözcüklerinin "iki öküz"le alakası var. çifte de iki namlulu.

Demek ki Türkçe “koşmak”  Farsçadaki “cuft/çift” durumuna getirmek hemen hemen aynı anlama gelir.

Sabana koşulan iki öküzü birbiriyle uyumlu iki mısra gibi düşünmek hoşuma gidiyor.

Şahane.

 

 

 

ko- eyleminden komşu, konuşmak

 

Eski Anadolu Türkçesinden Cumhuriyet dönemine kadar kullanılan (10 yy./ 20 yy.) bir ko- eylemi var: “bırakmak, koymak” anlamında.

Bu “ko-” eyleminden koy-, kon-, koş- eylemleri türetiliyor. ko- eylemini bugün pek kullanmıyoruz, aynı anlama gelmek üzere daha çok “koy-” kullanıyoruz. Yine de “Beni yalnız koma!” gibi örneklerde tek tük rastladığınızı hatırlarsınız. Yunus Emre’nin şiirlerinde çok geçiyor. Aşağıya alıntılayacağım şiirinin bir beyti hariç tüm beyitlerinde geçiyor “ko-“.

N'olur ise ko ki olsun n'olusar
Tek gönül Mevlayı bulsun n'olusar

Aşk denizi gene taşmış kan akar
Aşık-ı biçare dalsın n'olusar

Bu denize düşen ölür dediler
Ölür ise ko ki ölsün n'olusar

Aşk gelicek cümle eksikler biter
Bitmez ise ko ki kalsın n'olusar

Akıbet şol göze toprak dolusar
Bir gün öndün, ko ki dolsun n'olusar

Dünyanın mansıplariyle izzetin
Yunus kodu alan alsın n'olusar

 

Bu nefis şiirde “ko-” son beyit hariç “bırak, izin ver, karışma” anlamında, son beyitte ise “koymak, ortaya bırakmak” anlamında. (Son beyitte de yoruma göre bırakmak, vazgeçmek anlamına da gelecek şekilde ikili bir kullanım söz konusudur.) Yunus’un daha pek çok şiirinde görüyoruz “ko-” eylemini.

 

"komşu" sözcüğü esasen işte bu ko(mak) fiilinden geliyor.

Önce komaktan onun dönüşlü, yani  “ko(mak) işini kendi üstünde gerçekleştirmek” anlamlı konmak eylemi oluşuyor. 

Şu demek yani: Bir şeyi bir yere koyarsın, ama kendin bir yere konarsın.

Göktürk Yazıtlarında (735) geçiyor konmak,  yerleşmek anlamında: Ötüken yirig konmuş. (Ötüken adlı ülkeye yerleşmiş.)

Kaşgarlı’da geçiyor: Kuş kondı. Bodun kondı. (Göçer kavim yerleşti.)

Kuşun konması asıl somut anlamdır. Bir halkın bir yere yerleşmesi ondan elde edilen erken dönem mecazlarından biridir. Yukarıdaki şiirde gördüğümüz gibi ko- eyleminin bir diğer mecazı “engel olmamak, izin vermek, bırakmak” anlamlarıdır. Bu anlamı zaman içinde en yaygın kullanım alanını oluşturmuş. Eldeki bir şeyi koyunca o serbest kalır ve aşağıya doğru düşer, bir yere konar.

 

Nitekim “koyun” sözcüğü de “ko-” eyleminin “serbest bırakılmış” anlamından türetilmiştir. 9. yüzyıldan kalma Irk Bitig’de “koyun” yerine Türkçe “boş” sözcüğünün kullanıldığını görmekteyiz.

 

Göçebelere konar-göçer denmesi yani “konmak” eyleminden bir kavram adı yapılması daha yeni, muhtemelen Cumhuriyet devri.

 

Sonuç olarak “konmak” eylemi “yukarıdan gelen bir şeyin bir yere, zemine varması” anlamındadır ve “göçebe bir halkın bir yere geçici olarak yerleşmesi” anlamı da eski dönemlerde oluşmuştur. Konuk, konak, konum, konut sözcükleri de hep bu “konmak” eyleminden elde edilmiştir.

 

Gelelim benim asıl değinmek istediğim konuş- eylemi ile konu, komşu adlarının oluşumuna.

 

Bilindiği gibi -ş eki bir işi karşılıklı yapmak anlamı veren bir ektir: görüşmek, dövüşmek, tartışmak, buluşmak, tanışmak vb. İşte bu ekle kon(mak) eyleminden konuş(mak) eylemi oluşuyor. Ama bu konuşmak eylemi bugün kullandığımız, dille bir istek düşünce ifade etmek anlamında değil. Açıkladığım gibi konma işini karşılıklı yapmak (Nitekim TDK ‘pozisyon alacak bir yere yerleşmek’ anlamındaki konuşlanmak eylemini işte o konuş- eylemine -lan eki getirerek oluşturuyor). Karşılıklı konduk, ne yaptık yani, konuştuk, güzel.

 

konmak'tan "konuş(mak)" yani karşılıklı konma(yerleşme, ikamet etme) anlamlı fiil, sonra da ondan konuş-u oluşuyor. Yani karşılıklı konuşanlar, yerleşenler. "konuşu" sonra "komşu"ya dönüşüyor ses değişikliği ile. Aynı "konmak" fiilinden konak, konar-göçer, konaklamak, konum, konuşlanmak türetiliyor çok daha sonra.

Karşılıklı ve yan yana konma hali için "konuşmak" fiili ne kadar güzel, Türkçedeki "işteşlik" mantığına ne kadar uygun.

"Sohbet etmek, söyleşmek" anlamındaki "konuşmak" fiili nedir denirse aynı şeydir aşağı yukarı. Yani karşılıklı konmak, komşu olmak anlamından zamanla sohbet etmek, söyleşmek anlamına dönüşüyor. Ki bu anlamına 16-17. yüzyıllarda rastlanıyor. Yani "konuşmak" bazı Türkçe öğretmenlerinin ve kaynaklarının izah ettiği gibi "konu" paylaşmak anlamına gelmez, ki işteşlik eki zaten isimlere gelmez, eylemlerde olur. Kaldı ki “konu” daha yeni bir sözcük, Cumhuriyet sonrasında TDK tarafından “saded, mevzu, husus” Arapça kelimeleri yerine türetiliyor. Bu açıdan da “konuşmak” sözcüğünün “konu”dan gelmesi mümkün değil.

TDK sözcüğün bu anlamsal tarihi doğrultusunda "konu"yu türetiyor 1930’larda.  Karşılıklı konanlar kendilerine bir mevzu arıyorlar ki o da "konu"dur gibi bir şey düşünmüş olmalılar, ne kadar uygun olmuştur ayrı ama sözcük tutmuş ve yerleşmiştir.

 

“Komşu” sözcüğünün “yerleşmek”ten gelmesi hem çok doğal hem de çok güzel.



 




 

 

selam

 

Herkese selamlar. Bundan böyle haftada bir burada etimoloji-dil-kültür yazıları yazacağım. Yazılarımın çerçevesi hakkında birkaç noktayı belirteyim öncelikle. Etimoloji, kökenbilim denilen bir bilgi alanıdır. Bir bilim midir, evet bir bilimdir. Ama içinde akıl yürütümünün ve spekülasyonun bolca olduğu bir bilim. Aslında bunlar pozitif bilimler denilen alanlarda da bolca mevcuttur çünkü bilim spekülasyonla ilerler temelde.  Fakat etimoloji spekülasyona biraz daha fazla açıktır. Bununla birlikte bir kelimenin kökeninin ne olduğu konusundaki tezler hepten yakıştırmaya ya da atmasyona dayalı değildir elbette. Kelimenin kökünün nereden geldiğini söylemek için öncelikle tabii ki Türkçeye hâkim olmak; Türkçenin eski dönemleri, grameri, ek-kök bilgisi, geçirdiği değişimler hakkında derinlikli sayılabilecek düzeyde bilgili olmak vb. gereklidir. Hatta bunlar bile yetmez. Spekülasyon ancak bu noktadan sonra anlamlıdır.

Yazdıklarımız Türkçedeki sözcüklerin kökenlerini açıklayacağımız bir envanter olmayacak, her sözcüğü ele almayacağız. Daha çok Türkçedeki sözcüklerin bize Türkler hakkında ne söylediğini konuşacağız. Kültürel etimoloji konulu diye bir çerçeve çizebileceğim bu yazılar akademik olmayacak, uzun dil tahlillerine, bilgilerine, okuyucuyu yoracak falan fistana fazla yer vermeyeceğim. Nihayetinde ders vermeyeceğim çünkü. Okunaklı, keyifli, düşündürücü olmasını istiyorum sadece, bu amaçlara ulaştığım ölçüde kendimi başarılı göreceğim.

Başka şeyler de var tabii ama onları da artık yazılar içinde kendiliğinden vermiş olacağım.

Umarım beğenir ve ilgi gösterirsiniz. Yazdıklarımla ilgili görüşlerinizi, itirazlarınızı yazıların altına belirtebileceğiniz gibi mehmetisten@gmail.adresine de yollayabilirsiniz. Ayrıca merak ettiğiniz soruları da yollayabilirsiniz ama bunları ancak yazı dönüşebilecek noktaları varsa yazı olarak cevaplayabilirim.

Muhabbetle.