kaşgarlı mahmut etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kaşgarlı mahmut etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Nisan 2012

Bir Kitabın Hazin Hikayesi, Divânü Lugâti't Türk

“Divanyolu’nda (Karababa) sokağının başında “Diyarıbakır kıraathanesi” adlı bir kıraathane vardı. Diyarbakırlı Ali Emiri Efendi buranın birinci müşterilerinden idi. Her gece akşamdan sonra gelir, gece yarısında kadar oturur, dostlariyle görüşür, konuşur; sonra kalkar, Parmakkapı’daki hanesine giderdi.
Bu zat bekar idi, kapısını kendisi kitler, kendisi açardı. Hayatını mütalâaya hasretmişti. Her türlü eser okumakla beraber en çok Osmanlı tarihi ile meşguldü. Hafızası çok kuvvetliydi. Okuduğu şeyleri unutmamış, unutmazdı.
 - Ezberimde yüz bin Türkçe beyit vardır, derdi. 
 Ben, bu ciheti nezaketle bir kere tecrübe ettim. Hangi bir şairin bir gazelinden bir mısra
seçtim;
 - Acaba şu mısra kimindir? diye sordum. Güldü:
 - İmtihan mı etmek istiyorsun; falanındır, sonu şudur ve gazelin tamamı şöyledir… diye
ezber okudu.

Bu zat büyüklerin tercümei halleriyle de çok uğraşmıştı. Ne kadar İslam hükümdarı
varsa, ne kadar büyük alimler varsa, meşayih varsa, ne kadar Osmanlı şairi varsa hep sinin
tercümei halini mufassalan bilirdi. Ona bir şey sorulsa:
 - O namda iki şair var, hangisini istiyorsun? der ve her birisi hakkında malumat verirdi.
 Bir yaz günü akşamüzeri Ayasofya meydanında ağaçlar altında gezinirken, Ayasofya
hamamının kapısı üzerindeki tarih gözüme ilişti. Uğraştım, okudum, kaydettim.
 Şairin adı “Hüdayi” idi.