29 Ağustos 2014

Levi-Strauss’un Ardından, Tolga Ulusoy



30 Ekim 2009 tarihinde, ünlü Fransız antropolog Claude Levi-Strauss 101 yaşına basmasına yaklaşık bir ay kala hayata gözlerini yumdu. Levi-Strauss düşünceleriyle 20. yüzyılı en fazla etkilemiş antropologlardan birisi sayılabilir; onun düşünceleri yanlızca antropolojiyi ya da sosyal bilimleri değil daha geniş anlamda felsefeyi ve dilbilimi de derinden etkilemiştir.

Hayatı ve Eserleri

Levi-Strauss, 28 Kasım 1908 tarihinde Belçika’nın Brüksel kentinde doğmuştur fakat çocukluğu ve gençlik yıllarını Paris’te geçirmiştir. 1927-32 yılları arasında Sarbonne üniversitesinde hukuk ve felsefe öğrenimi gördükten sonra liselerde felsefe öğretmenliği yapmaya başlamıştır. Bu dönemde okudukları arasında Saint-Simon, Comte, Durkheim, Mauss gibi önemli Fransız sosyologları vardır.

1934 yılında Brezilya’da ki Sao Paulo üniversitesi sosyoloji bölümüne profesör olarak atanır. 1934-37 arasında bu üniversitede bulundu. Bu süre içerisinde Robert Lowie’nin İlkel Sosyoloji isimli kitabını okudu ve antropolojiye olan ilgisi bu bağlamda başlar. Bu ilgi dolayısıyla Brezilya içlerine çok sayıda kısa süreli etnografik yolculuklar yaptı. Brezilya yerli toplumlarıyla daha rahat araştırma yapabilmek için üniversitediki görevinden istifa eden Levi-Strauss 1938-39 yılları arasında Fransa hükümetinden altığı parayla bir araştırma gezisine başlar. Daha sonra araştırmalarının bazıları, bu araştırma gezisi sonucu ortaya çıkacaktır.

1939-40 yıllarında askerliği yapmak üzere Fransa’ya dönen Levi-Strauss ailesinin Yahudi kökenden gelmesinin 2. Dünya Savaşı sırasında getirdiği riskler nedeniyle 1941 yılında ABD’ye gitmiştir. New York’da ki New Scholl for Social Research’da ders vermiştir. 1946-47 yıllarında ABD’de Fransa’nın kültür ateşeliğinide yapan Levi-Strauss, 2. Dünya Savaşı sonrası ülkesine dönmüştür. Fransa’ya döndükten sonra 1950-79 yılları arasında Paris Üniversitesi Uygulamalı Yüksek Araştırmalar Okulu’nda sosyal antropoloji çalışmaları yöneticisi olarak görev almıştır. Bunun yanında 1959-82 yılları arasında College de France’ta sosyal antropoloji kürsüsünde ders vermiştir. 1973 yılında Academie Française üyesi olmuştur.

ABD’de ki yıllarında Amerika kültürel antropologları Boas, Lowie ve Kroeber okuyan Levi-Stauss’un bu kişilerden etkilendiği söylenebilir. Bunun yanında New York’ta dilbilimci Roman Jacobson ile kurduğu temasla, kendisinin yapısal dilbilime olan ilgisinin arttığı söylenebilir. Levi-Strauss yapısal dilbilimin, dil ile bağlantılı olarak söylediği temel savlarının bir kısmını kültürel durumlara aktaracakdır.

Levi-Strauss’un temel eseleri arasında başlıcaları şunlar sayılabilir: La Vie familiale et sociale des Indies Nambikwara (1948), Les Structure elemantaires de la Parente (1949), Race et Histoire (1952) (Irk ve Tarih, Metis yayınları, 1985), Tristes Tropiques (1955) (Hüzünlü Dönenceler, Yapı Kredi yayınları, 1992), Antropologie Structurale (1958), La Pensee Sauvage (1962) (Yaban Düşünce, Yapı Kredi yayınları, 1994), La Totemisme aujourd’hui (1962), Mythologiques Cilt 1: Le Cru et le Cuit (1964), Mythologiques Cilt 2: Du miel aux cendres (1967), Mythologiques Cilt 3: L’origine des manieres de table (1968), Mythologiques Cilt 4: L’homme nu (1971).

Genel Olarak Yapısalcılık

Yapılsacı teoriler sadece Levi-Strauss’un düşüceleriyle sınırlı değildir. Biyolojiden matematiğe, psikolojiden dilbilime kadar geniş bir yayılım göstermektedirler. Fakat bu kadar geniş yayılım gösteren bu yaklaşım için bazı temel sayıtlılardan bahsedilebilinir. Buna göre yapısalcı teorilerin hepsi atomistik, genelden ve bütünden ayrılmış bireysel ya da tekil durumlara karşıdırlar. Bireyler ya da tekillikler arasındaki ilişkiyi ve bu ilişkisellikten ortaya çıkan ve bireyleri aşan yapıların varolduğunu savunurlar. “Yapıyı oluşturan öğeler arasında sürekli, sistematik ve düzenli ilişkiler bulunur.”(Keat ve Urry:2001, 192-3).

Yapısalcılık için bu tür bir temelden bahsetsedebilsekte, bunun hemen ardından pek çok ayrım noktası ortaya çıkmaktadır. Bu ayrımların en başında yapının ontololojisi gelmektedir. Buna göre yapıyı bir tür realite olarak görenler ve yapıyı bir tür zihinsel kurgu olarak var sayanlar bulunmaktadır.

Yapıyı bir tür realite olarak görenler için yapı bir binanın temeline, kolonlarına ve girişlerine benzetilebilir. Buna göre bir binayı ayakta tutan unsur olan kolonlar, kirişler ve temeli biz dışarıdan bir gözlemci olarak bilemeyiz ve ampirik olarak derin bir araştırma yapmadan varolup olmadığını öğrenemeyiz. Ama yeterince araştırma yaparsak orada boyaların sıvaların ardında tuğlaların arasında bir yapıyı bulabilir ve onu gözlemliyebiliriz. Fakat bizim onu derin gözlem yapmadan görememmiz onun olmadığı anlamına gelmez; yapı vardır, gerçektir bu düşünceyi savunanlara göre, ama yüzeysel bir gözlemle hemen ulaşılamaz.

Yapıyı metoforik anlamda kullananlar ise yapıyı empirik olarak gözlemliyemediğimiz için yapının ‘gerçekten’ varolup olamadığını bilemiyeceğimizi söylerler. Bunlara göre yapı araştırmacı tarafından oluşturulması gereken zihinsel bir durumdur. Böylece araştırmacı ampirik olarak birbirinden ayrı ayrı gözlemlediği olgular arasında ilişkiler kurabilmektedir.

Levi-Strauss Yapılsalcılığının (Yapısal Antropoloji) Temel Özellikleri

Levi-Strauss, yapılsalcılığı kültürel olgulara uyarlar. Levi-Strauss yapılsalcılığının (yapısal antropoloji) temel özellikleri şöyledir:

İlk olarak kültür içindeki tek tek bireylerin değil bu bireylerin ilişkisellikleri sonucu oluşan kültürün önemi vardır.

İkinci olarak gözlemlenebilen, sosyal gerçekliğin arkasında varolan yapıyı tanamaya çalışırlar. Bu konuda Levi-Strauss dilbilimci Saussure’nin Dil (La Langue) ile söz (La Parole) arasındaki ayrımından yola çıkar. Buna göre Dil belli kuralları olan düzenli bir yapıdır, söz ise dilbilimsel bir eylemdir. Bu durumda söz gözlemlenebilen sosyal olgulara denk gelirken, dil gözlemelenebilenin ötesindeki yapıları simgeler.

Üçüncü olarak Levi-Strauss yine dilbilimcilerden aldığı zihinsel yeterlilik durumudur. Buna göre insanın biyolojik olarak genlerinde varolan bir tür konuşma yeteneği olduğu görüşü vardır. Bu dil yeteneği biyolojik olduğu için tüm insanlarda bulunmakradır.

Dördüncü olarak kültürel durumların ikili karşıtlıklar oluşturduğunu veya insanın evreni ikili karştlıklar kurarak algıladığını kabul ederler. Bu hiçbir kavramın tek başına bir anlam ifade etmediğini aksine kendisini karşıtıyla tanımladığını söylemektir. Gece gündüzle beraber, kadın erkekle beraber, sıcak soğukla beraber kavranıldığında anlamlıdır demektedirler.

Beşinci olarak yapısal antropoloji artzamanlı değil, eşzamanlı araştırma metodunu benimser. Artzamanlılık varolan kültürel olguların tarihsel olarak nasıl değişimler geçirdiğini inceleme metoduyken, eşzamanlılık farklı kültürel olguların birbirleriyle olan ilişkilerini inceleyen metodtur. Yapısalcılık eşzamanlı araştırma metodunu benimser çünkü artzmanlılıkta söz konusu olan tarihin hiç bir zaman tam anlamıyla bilinemeyeceğini, tarihe her zaman içinde yaşamakta olduğum andan bakılabileceğini iddia ederler. Fakat eşzamanlılıkta aynı anda varolan toplumsal olgular aynı yapısal özellikleri paylaşırlar ve bu da bunlar arasındaki ilişkiselliğin incelenebilmesine olanak sağlar.

Son olarak yapısalcılar tüm toplumsal olguların ve unsurların tek bir biçimde örgütlendiklerini söyler. Buna göre kültürel yaşantı dilbilimin araştırdığı dil gibi bir iletişim formdur. Bu da tüm kültürel unsurların dilin örgütlendiği gibi örgütlendiği görüşüne götürür yapısal antropologları. Onlara göre dil, akrabalık sistemleri ya da ekonomi aynı biçimde örgütlenirler, bunlar aynı yapının farklı çeşitlemeleridirler.

Yapısal Antropolojinin Kökenleri

Yapısal antropolojinin pek çok kökeni vardır. Levi-Strauss hayatının ilk dönemlerinde özellikle üç konu üzerinde okumalar yapmıştır. Bunlar jeoloji, psikanaliz ve marksizimdir. Ama bunlar arasında en çok ilgisini
çekenin jeoloji olduğunu söylemiştir.

Levi-Strauss, jeolojiyi kendi zaman akışını anlatabilmek için bir anoloji olarak kullanmıştır. Kendisinden önceki düşünürler zamanın bir tür ileriye akış olduğunu ve bu yüzden ileri-geri, uygar-ilkel gibi ayrımların kullanılabileceğini söylerler. Levi-Strauss ise bu düşünceye karşı çıkar ve zamanın jeolojik oluşumlar gibi olduğunu söyler. Yani nasıl binlerce, milyonlarca yıl arayla oluşmuş kayaçlar aynı zman içerisinde aynı arazide yer alabiliyorlarsa, farklı zaman aralıklarında oluşmuş kültürel olgularda aynı anda varolabilirler. Bu yüzden kültürel oluşumlar arsında gelişmiş-ham, uygar-ilkel gibi ayrımlar yapılamaz görüşünü savunmuştur.

Levi-Strauss, Freud’un ‘bilinçdışı’ kavramını kullanmıştır. Fakat ona Freud’un verdiği bireysel, dinamik anlamıdan farklı olarak onu değişmeyen, evrensel ve dilsel bir biçimde örgütlenen bir kavram olarak kullanmıştır. Levi-Strauss bu sayede bireyin özerkliği kavramını önemsememiş ve bireyin bilinçli hallerininde aslında bilinçdışı tarafından kontrol edildiği sonucuna gitmiştir.

Levi-Strauss, marksizm hakkında da şöyle demektedir: “Bana göre Marksizm tıpkı jeoloji ve psikanaliz gibi yol alıyordu... Her üçü de... anlamanın, bir çeşit gerçekliğin bir başka çeşit gerçekliğe indirgenmesinden ibaret olduğunu; doğru gerçekliğin asla en kolay görülebilen gerçeklik olamdığını gösteriyordu... hepsinde sorun aynıydı: Akıl ile duygu- algılama arasındaki ilişki..” (akt. Leach: 15).

Aynı zamanda Levi-Strauss, J.J.Rousseau’nun insan ile doğa arasında koyduğu ayrımdan da etkilenmiştir. Rousseau’ya göre insan doğadan bütünüyle kopmuştur, doğaya yakın halklar ya da uzak halklar diye bir ayrım yoktur. Yani Avrupa’nın orta yerinde yaşayan biriside, Afrika çöllerinde yaşayan biriside doğadan aynı biçimde uzaktır. Bunun nedenini Rousseau insanın dil oluşturma ve bu dilden yola çıkarak soyutlamalar yapmasına bağlamıştır. Bu iki kavramda Levi-Strauss’u etkilemiştir. İlk olarak Doğa-Kültür ayrımını en temel ikilik olarak görmüş ve onu teorisinin orta yerine koymuştur; ikinci olarak insan olmanın temel koşulunu dile bağlamış olmasıyla etkilemiş ve Levi-Strauss insanın tüm kültürel yaratılarının dil temel alarak açıklamıştır.

Bunların yanında Fransız sosyologlar Durkheim ve Mauss’da yapısal antropolojiyi etkilemiştir. Durkheim’in geç döneminde ortaya koyduğu kollektif temsiller kavramını kullanmıştır. Kolektif temsiller toplumsal grup ve kültürlerin kendilerini ve dünyayı tanımlama biçimleridir. Levi-Stauss bu kollektif temsilleri ‘bilinçdışı’ boyuta taşımıştır. Mauss, Durkheim’in öğrencisi ve yeğeniydi, Durkheim kadar ismi duyulmasa da sosyoloji ve antropoloji bilimlerine yaptığı önemli katkılar bulunmaktadır. Kendisinin armağan değişimi üzerine yazdığı makale Levi-Strauss’u etkilemiştir. Armağan alıp verme, bu eylemin karşılıklılığı ve toplum içerisindeki dinsel, hukuki, ekonomik etkilinliği düzenlemesi ilkesi, Levi-Stauss’un akrabalık ilişkilerini çözümlerken kullandığı önemli dayanaklardan birisini oluşturmuştur.

Fakat yapısal antropolojiyi en fazla etkilemiş olan akım kesinlikle Ferdinand de Saussure’un yapısal dilbilim ekolüdür. Saussure’ün dil ve söz arasında yaptığı ayrım ve eşzamanlı araştırma metodunu, artzamanlı araştırma metoduna üstün tutması yukarıda da değindiğimiz gibi yapısal antropolojinin temellerini oluşturur. Aynı zamanda Sussure’nin öğrencisi Ronald Jakobson’un ikili zıtlıklar teoriside yapısal antropoloji içerisinde yer almaktadır. Buna göre insanlar evreni ikili zıtlıklar halinde kavrarlar (siyah-beyaz, gece-gündüz, soğuk-sıcak gibi). Ve bu zıtlıklar arasındaki ilişki üçüncü bir kültürel unsur tarafından dolayımlanırlar. Mesela din, yaşam ile ölümü; avcılık, tarım ile savaşı dolayımlar.

Edmund Leach, Levi-Strauss’un entellektüel ilgi alanlarının temel olarak üçe ayırabileceğimizi söyler. Bunlar: akrabalık kuramı, zihinsel sınıflandırma sistemleri ve mitos çözümlemeleridir. Şimdi bunları kısaca inceleyelim.

Akrabalık Kuramı

Levi-Strauss doğa-kültür ayrımından sonra insanlığın en temel ikiliğinin ben-öteki ayrımı olduğunu söyler. Buna göre insanlar ilk olarak benim grubumdan olan ve olmayanı ayırırlar ve toplumsal gruplar bu şekilde oluşmaya başlar.

Levi-Strauss’a göre akrabalık sistemleride bir tür dildir, çünkü gruplar arasındaki iletişimi sağlar. Levi-Strauss gruplar arası kız alıp vermenin tüm toplumlarda görülen bir durum olduğunu söyler. Bu durumda Mauss’tan aldığı armağan verme ve karşılıklık ilkeleri çerçevesinde toplumsal gruplar arasında kız alış-verişinin bu gruplar arasındaki iletişimin en temel unsuru olur. Bu alış-veriş ve etkileşim toplumlar arasındaki iletişimi sağladığı gibi, dışevliliğin hatta ensest kurallarınında temellerini oluşturur. Kültürel olarak görülen kimin kimimle evlenebileceği ya da evlenemiyeceği gibi kurallar bu çerçevede belirlenir.

Yani Levi-Strauss akrabalık sistemlerininde dilbilimsel bir biçimde örgütlendiğini hatta aslında bununda bir tür dil olduğunu söyler. Sonuçta akrabalık ilişkileride dil gibi insanlar ve insan grupları arasındaki iletişimi sağlamaktadırlar.

Zihinsel Sınıflandırma Sistemleri

Levi-Strauss kendi devrindeki antropologlar ve felsefeciler tarafından yapılmakta olan ilkel zihin ve modern zihin arasındaki ayrıma karşı çıkmaktadır. Bu ayrıma göre ilkel topluluklar bilimsellik öncesi büyüsel, dinsel, mitolojik bir düşünce yapısına sahiptirler ve gerçeklik duyguları modern, lojik (bilimsel bilgiyi yaratan ve kullanan) insana göre daha azdır.

Levi-Strauss bu ayrıma kendi teorisi çerçevesinde karşı çıkmıştır. Yukarıda değindiğimiz gibi yapısal antropolojik kuram evrensel, tarihten ve mekandan ayrılmış bir zihin modeli sunmaktadır. Bu durumda insan zihninin genel olarak iki temelde olduğunu söylemek yapısal antropolojinin ilkelerine ters düşer.

Yapısal antropoloji ilkel insanın zihninin ne geri olduğunu, ne yanlış olduğunu söyler. İlkel zihnin yanlızca algılamaya ve hayal gücüne daha yakın olduğunu, modern insanın düşünce biçiminin ise hayal gücünden uzak olduğunu söyler. Ama bu ayrımın biyolojik ya da evrensel durumlardan değil var olan çevresel, kültürel, sosyal yani göreli koşullardan kaynaklandığını belirtir. Yani kendi zihin modeliyle, göreli olan düşünsel biçimlerin ötesinde tüm insanlar için geçerli temel, evrensel bir düşünce çizgisinin olduğunu söyler.

Mitos Çözümlemelemeri

Levi-Sstrauss insan zihninin evrensel yapılarına ulaşmanın yolunun farklı kültürlerdeki mitlerin çözümlenmesi olduğunu düşünür ve farklı kıtalarda bulunan mitosların yapısal çözümlemelerini yapmaya başlar. Baba katli, anneyle cinsel ilişki, kardeş katli gibi temaların her kültürde işlenen mitoloji konuları olduğunu görür. Fakat bu söylenenlerin arkasında bir tür mesaj olması gerektiğini öne sürer. Yani tıpkı Freud’un düş yorumlamasında olduğu gibi görünenin arkasında bir tür gizli mesaj ya da ileti olduğunu ve bunun yorumlanarak ortaya çıkarılması gerektiğini söyler.

Levi-Strauss için her kültürel unsurun bir tür iletişim sistemi olduğuna değindik. Mitoslarda dilbilimsel biçimde örgütlenmiş bir iletidir. Bu ileti atalardan yaşamakta olan kuşağa geçer. Fakat bir mitsel hikaye bir iletinin tümünü taşıyamaz, içinde var olan iletinin bir kısmı zaman içinde mitosun anlatımındaki değişimlere göre yok olabilir ya da değişebilir. O yüzden bir iletinin devamını başka bir mitosta aramak gerekir. Yani atalar bir iletiyi tek bir mitsel hikaye içinde değil pek çok farklı hikayeyle anlatırlar. Bu yüzden Levi-Strauss’a göre mitsel hikayeleri parçalara ayırarak incelemek gerekir. Bu mitosları parçalara ayırma pek çok biçimde gerçekleşebilir; akrabalık ilişkileri, doğasütü yaratıklar, hayvanlar, yiyecek kategorileri, giyinme biçimleri, doğal nesneler... bunlardan bazılarıdır. Böylece parçalara ayrılan farklı mitsel hikayeler aradındaki benzerlikler bulunarak varolan mesaj anlaşılmaya çalışılır. Mesela aynı kültürde yer alan iki mitte doğaüstü canavarların öldürülmesi arasında bir benzerlik kurulabilir.

Bu bağlamda mitolojiler de aslında dilbilimsel bir iletişim sistemidir. Toplumda istenen veya istenmeyen davranışları, doğruları ve yanlışları yeni kuşaklara aktaran bir tür geçmişle gelecek arasında ilişki kuran kültürel oluşumlardır.

Kaynakça:

Abel, Oliver (1985). “Levi-Strauss’un Antropolojik Yapılsalcılığına Bir Yaklaşım.” Irk ve Tarih (s.7-30)

Altuntek, N. Serpil (2006). “Kültür ve Zihin: Goodenough, Levi-Strauss ve Greetz.” Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, 23(2), 45-60.

Emiroğlu, Kudret ve Suavi Aydın (Edt.) (2003). Antropoloji Sözlüğü. Ankara: Bilim ve Sanat Yayınları

Keat, Russel ve John Urry (2001). Bilim Olarak Sosyal Teori. (Çev. Nilgün Çelebi) Ankara: İmge Yayınları

Kottak, Conrad Phillip (2002). Antropoloji İnsan Çeşitliliğine Bir Bakış. (Çev. Hacettepe Üniversitesi Antropoloji Bölümü Öğretim Üyeleri) Ankara: Ütopya Yayınları

Leach, Edmund (1985). Levi-Strauss. (Çev. Ayla Ortaç) İstanbul: Afa Yayınları

Levi-Strauss, Claude (1985). Irk ve Tarih. (Çev. Reha Erdem, Haldun Bayır, Arzu Oyacıoğlu) İstanbul: Metis Yayınları

Morris, Brian (2004). Din Üzerine Antropolojik İncelemeler. (Çev. Tayfun Atay) Ankara: İmge Yayınları

Özbudun, Sibel; Balkı Şafak ve N. Serpil Altuntek (2007). Antropoloji Kuram/Kuramcılar. Ankara: Dipnot Yayınları



Hiç yorum yok: