KAPİTALİZM VE ŞİZ0FRENİ
GÖÇEBEBİLİMİ İNCELEMESİ: SAVAŞ
MAKİNASI GILLES DELEUZE FELIX GUATTARI
BİN YAYLA
Türkçesi: Ali Akay
Capitalisme et Schizoprenie Mille
Plateaux'dan
'Trait de Nomadologie' adlı
bolumun çevirisi. (Edition de Minuit, 1980)
ÇEVİRENİN ÖNSÖZÜ
Gilles Deleuze'un, Felix Guattarj
ile yaptığı Kapitalizm ve Şizofreni çalışmasının bir bölümünü Türkçeye çevirmek
istedik. Deleuze'un göçebe zihniyetinin, örneklerle sunulduğu bu çalışmada, devletlerle
savaş makinası arasındaki ilişki gösterilmiştir. Savaş makinası adının belirttiği
gibi savaşı değil, “savaşmamayı” içerir. Önemli gibi duran savaş makinasının
merkezkaç kuvveti ve hız ile olan ilişkisidir: “Ağırlık merkezi, gravitas,
devletin tozudur.” Bu devletin hızı bilmediğinden dolayı değil, ama onun
hareketin en hızlısının pürtüklü olan bu mekanda bir noktadan başka bir noktaya
giderek, görece bir “deri değiştirmesi” karakteri haline gelmek için,
kaygan mekanı işgal eden devingenin saltık durumunda olmaktan çıkmasına ihtiyacı
olduğundandır.
Celeritas savaş makinasının
kaygan mekanı kat etmesidir. Devletlerin ise pürtüklü mekanlar kurdukları doğrudur.
Deleuze ve Guattari için kaygan mekan go oyunudur. Taşlar arasında bir hiyerarşi
yoktur. Halbuki satranç oyununda her piyonun yeri ve oyun bicimi belli olduğu
gibi, vezirin, atın yönleri de önceden belirlenmiştir. Devletler savaş
makinasının dışarısındadır ve savaş makinasını kendilerine çekerler. Ondan bir
ordu, polis, asker, işçi oluşturmaya çalışırlar.
Göçebebilimi adını verdikleri
bilim göçebelerin buluşudur ve devletler bunları kullanmışlardır. Tıpkı göçebe
düşünürleri olan bilim adamlarının devlet memuru konumuna indirilip devletin
amaçları için çalıştırılmaları gibi bir şeydir bu: <<İş gücünü yerleşikleştirmek,
saptamak, iş akımının devinimini kurallaştırmak, ona kanal ve su yolları ayırmak,
örgüt anlamında loncalar oluşturmak ve gerisi için, zoraki, emek gücünü
çağırmak bu yerlerde (angarya) veya yoksulların İçinden (yardımseverlik atölyelerinde)
işe almak-bu daima bedenin göçebeliğini ve çete serserilerini yenmeyi kendine
hedef edinen devletin ilk işlerinden biri olmuştur.≫
Deleuze ve Guattari devletlerin
ideolojileriyle karıştırılmaması gereken nooloji'yi sunarlar. Nooloji düşüncenin
imgesine verilen addır. Düşüncenin tarihi olarak araştırılmasıdır. Nooloji'nin
hızı ve çabukluğuna karşı ideoloji ağır ve merkezidir. Düşünürler arasından en
hareketlilerinden Nietzsche karşı düşüncelerini sunan filozoftur.
Deleuze ve Guattari'nin ilk
olarak 1972'de yayımlanan L'Anti-Oedipe (Anti-Oidipus) kitabı, 1968 sonrasının
Marx ve Freud ikilisinin (Marcuse) yeniden düzenlenmesi olmuştur. Ama Deleuze
bu kitapta ne Marx'ı Marx, ne de Freud'u Freud olarak ele alır. Aralarına bir
göçebe düşünürü katar: Nietzsche.
Marx ve Freud, Nietzsche'nin bakış
açısından okunmaya girişilir. Ve zaten Guattari, Lacan ile kopan
psikanalistlerden biridir, Deleuze ise 1962'den beri Nietzsche'ci bir
düşünürdür (G. Deleuze, Nietzsche et la philosophie, P.U.F. Paris 1962).
Yaptığımız çeviri, birinci
cildinin adı Anti-Oidipus olan Kapitalizm ve Şizofreni'nin ikinci cildi olan
Mille Plateauoc (Bin Yayla) kitabından bir bölümü içerir: Göçebebilimi İncelemesi.
Kapitalizm ve Şizofreni arasındaki
bağ şudur: Psikanaliz de Kapitalizm de bunalımların sistemidir. Bunalımlar
sayesinde yaşarlar. Luc-rece'in demiş olduğu gibi, “İktidarların
hastalıklı kişilere ihtiyaçları vardır ki, bunlar hastalıklarını sağlıklı kişilere
geçirebilsinler” söylemi Kapitalizm için de Psikanaliz için de
geçerlidir. Yani Kapitalizm bunalımları ve çelişkileri sonucu yıkılacaktır tezi
burada bir duvara toslar (kar yüzdelerinin düşüş eğilimi). Asla kimse
çelişkiden ölmedi.
Deleuze ve Guattari için kapitalizm
çelişkilerinden yıkılmaz, tersine çelişki ve bunalımları sayesinde kendini
yeniler ve aşar. Bunalımlar sayesinde yaşamını sürdürür. Tıpkı psikanalizin de
bunalımlı insanlara gereksinimi olması gibidir bu. Sistemin dışında kalan ise şizofrenidir.
Deleuze ve Guattari “Göçebebilimi
İncelemesi” bölümünde göçebebiliminin evrimsel olmadığını, epistemolojik
olarak (Clastres) gösterirler. Bu Kuhn'un paradigmaları veya Foucault'nun
episteme'sine benzetilebilir. Aralarında hiyerarşi yoktur, ne de evrimsellik
vardır. Clastres'dan yola çıkarak devletin savaş makinasının dışında olduğu
epistemolojik olarak gösterilir. “Savaş makinası” göçebelerin buluşudur
ve askeri kurumlardan farklıdır. Bu
tarihi olarak sorunsallaştırılır ve incelenir. Savaş makinası bir göçebe varlığını
gerektirir ve göçebelerin numarasal bir örgütlenme biçimi vardır. Sayılayıcı sayı
göçebelerin örgütlenme biçimidir. Bu fethedilen kaygan mekanın doğasından
kaynaklanır. Böylece “sayı özne haline gelir.” Sayı ne hesaplama, ne de ölçme aracıdır, o bir yer değiştirme
aracıdır. Devletlerin geometrileri vardır. Bu geometri kulelerle,
kalelerle pürtüklü mekanı ortaya çıkarır. Onlar, yüzler ve binler sisteminin
onbaşı, yüzbaşı, binbaşısı göçebelerin buluşudur.≫ Bozkırlarda Cengiz Han kendi
büyük bileşimini oluşturduğu zaman, soydaşlarını numaralayarak örgütler ve
soydaş grubun savaşçıları şifrelerle ve şeflere tabii tutulurlar (onluklar,
yüzlükler, binlikler). Devletin
sayıları, sayılayıcı sayı değildir; onların ritimleri resmi geçit ritimleridir.
Göçebebiliminin yersiz-yurtsuzlaşmalarının eylemine karşı devletlerin
yerineyurduna sokma, kodlama mekanizmaları vardır.
En özgün, çağdaş filozoflardan
biri olarak tanınan G. Deleuze'un Türk diline aktarılmasında bazı zorluklar
ortaya çıkmaktadır. Foucault gibi Deleuze ve Guattari de dilbiliminin ve
sözdiziminin baskıcı etkisinden uzaklaşan “şizofrenik” bir yazıyı
ortaya atarlar: çünkü şizofrenler, kapitalist sistemin dışında duran ve sisteme
boyun eğmeyenlerdir; buradan şizofrenlerin devrimci oldukları gibi bir şey algılanmamalıdır,
çünkü onlar da belirli çizgileri izleyebilirler. Şizofrenlerin Göçebebilimi ve
kaygan mekanlarla bağları, yaratıcı olduklarında ortaya çıkabilecektir.
Ayrıca Deleuze'un dostu, F.
Chatelet'nin anısına 1987'de College International de Philosophie'de yaptığı
konuşmanın metni de bu yıl (1988) Minuit Yayınlarınca yayımlandı. Bu metnin
Türkçesini de ortaya çıkarıp, göçebebilimiyle birleştirdik. Çünkü bu kadar kısa
ve özgün bir metnin tek başına yayınlanma zorluğu baş gösterecekti. Böylece
yukarıdaki metinle Göçebebiliminin ilgisini de göstermek istedik, iki metin de
aynı düşüncenin (tekil düşüncenin) yansıtılmasıdır. Ve ikisi de göçebe düşüncesinin
fikridir. Chatelet de Deleuze ile aynı üniversitede derslerini verdi ve
Foucault ile birlikte Paris VIII Vincennes Üniversite’sinin Felsefe bölümünün kuruluşunda
ön planda rol aldı. Foucault'nun daha sonra Paris Vlll'i bırakmasına karşın
Deleuze ve Chatelet bu üniversiteyi hiçbir zaman terk etmediler (*).
Ali Akay, Paris, 27 Kasım 1988
(*) Bu üniversitenin tarihinde
bir yıkım ve bir göç söz konusudur. İlk olarak 1968 sonrası Vincennes Ormanları’nda
kurulan Üniversite 1980 yılında Paris Belediye Başkanı J. Chirac'm arzusuyla belediyenin
alanı olarak hukuki bir konuma sahip olduğundan, buldozerlerle ve balyoz
darbeleriyle birkaç saatte yıkıldı. Üniversite Saint-Denis banliyösüne göç
etmek zorunda kaldı. Bu uzun yürüyüş üniversitenin konumunu ve ismini de değiştirdi.
Buna rağmen eski Vincennes'liler hala ona Saint-Denis'deki Vincennes
Universitesi adını vermekteler.
Kapakta niçin 'Siyah Kalem"?
Deleuze ve Guattari'nin ortak
olarak yazdıkları kitaplarda önemli olan 'yazar'ın ortadan kaldırılması, anonimanın
ön plana çıkmasıdır. Kimin neyi yazdığı belli olmadan, özne, yazar olmadan,
birey olmadan bir “özneisellik sürecine” girebilmek, bu işte M.Ş. İpşiroğlu'nun
“Siyah
Kalem ressamları” adını verdiği “kimliği belli olmayan”
bir sanatçılar grubunu belirtmesinden gelmektedir. Göçebe kampının göçebebilimiyle
bir münasebeti olduğu kadar, “Siyah Kalem ressamlarının”
anonimliği de Deleuze ve Guattari'nin düşüncesine tam oturmaktadır. Deleuze ve
Guattari'nin kendilerine 'üstad' diyemeyecekleri, her türlü iktidardan
kaçmaları gibi siyah kalemlerin de kendilerine “üstad” diyecekleri düşünülemez.
(1) “Üstad Mehmet Siyah Kalem” adının da “bu eserleri yapanın imzasını”
taşımaktan çok, “tek bir ustanın eserleri olmadığını
belirginleştirdiğini” de belirtir İpşiroğlu. Deleuze ve Guattari de Proust'un
“anlatan
kişi”
olarak yazarlıktan kurtulduğunu belirtirler; Proust'un kitabında da, zaman unsuru
önemliyse, bu, her gerçeğin aslında bir zaman gerçeği olmasından dolayıdır. İşte
burada Proust filozofi ile bir ilişkiye girer." (2)
Yazının bir hızı olduğu gibi
dilbiliminin ve sözdiziminin bir ideolojisi vardır. Önemli olan dili bozmak, “dili
mayınlamak”, “kendi dilinde yabancı olmak”sa,
biz de Türkçemizin bozukluğunun ya da “mahvolmuşluğu”nun tartışmalarına
girmektense, hızlı bir şekilde dilimizi kat edip, ondan yabancı bir dil oluşturmaya
çalıştığımızda ancak dilin altında, onun aşkınlığı altında ezilmeden kendi
içkinlik planlarımızı oluşturabiliriz.
Ali Akay
(1) M.Ş. İpşiroğlu, İslam’da
Resim, Türkiye İş Bankası Kültür Yay., Sanat dizisi: 14, 1973, s. 63.
(2) G. Deleuze, Proust et les
signes P.U.F. 1964, s. 115, Araştırma, yani Geçmiş Zaman Peşinde.
Chatelet'nin anısına
Perudes'den Verdi'ye Francois Chatelet'nin felsefesi. (*)
(* Bu metin F. Chatelet'nin anısına
yapılan bir kolokyumu kapatan konuşmanın metnidir.) (Ç.N.)
G. Deleuze
Chatelet daima kendini bir usçu
olarak tanımlamıştır, ama hangi usçuluk? Marx'a, Hegel'e ve Platon'a başvurur
durur. Her şeyden önce ve buna rağmen Chatelet Aristocudur, öyleyse onu bir
Aziz