kapitalizm ve şizofreni etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kapitalizm ve şizofreni etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

04 Temmuz 2015

KAPİTALİZM VEŞİZ0FRENİ1 (GÖÇEBEBİLİMİ İNCELEMESİ: SAVAŞ MAKİNASI) GILLES DELEUZE FELIX GUATTARI BİN YAYLA

KAPİTALİZM VE ŞİZ0FRENİ
GÖÇEBEBİLİMİ İNCELEMESİ: SAVAŞ MAKİNASI GILLES DELEUZE FELIX GUATTARI
BİN YAYLA
Türkçesi: Ali Akay
Capitalisme et Schizoprenie Mille Plateaux'dan
'Trait de Nomadologie' adlı bolumun çevirisi. (Edition de Minuit, 1980)

ÇEVİRENİN ÖNSÖZÜ
Gilles Deleuze'un, Felix Guattarj ile yaptığı Kapitalizm ve Şizofreni çalışmasının bir bölümünü Türkçeye çevirmek istedik. Deleuze'un göçebe zihniyetinin, örneklerle sunulduğu bu çalışmada, devletlerle savaş makinası arasındaki ilişki gösterilmiştir. Savaş makinası adının belirttiği gibi savaşı değil, “savaşmamayı” içerir. Önemli gibi duran savaş makinasının merkezkaç kuvveti ve hız ile olan ilişkisidir: “Ağırlık merkezi, gravitas, devletin tozudur.” Bu devletin hızı bilmediğinden dolayı değil, ama onun hareketin en hızlısının pürtüklü olan bu mekanda bir noktadan başka bir noktaya giderek, görece bir “deri değiştirmesi” karakteri haline gelmek için, kaygan mekanı işgal eden devingenin saltık durumunda olmaktan çıkmasına ihtiyacı olduğundandır.
Celeritas savaş makinasının kaygan mekanı kat etmesidir. Devletlerin ise pürtüklü mekanlar kurdukları doğrudur. Deleuze ve Guattari için kaygan mekan go oyunudur. Taşlar arasında bir hiyerarşi yoktur. Halbuki satranç oyununda her piyonun yeri ve oyun bicimi belli olduğu gibi, vezirin, atın yönleri de önceden belirlenmiştir. Devletler savaş makinasının dışarısındadır ve savaş makinasını kendilerine çekerler. Ondan bir ordu, polis, asker, işçi oluşturmaya çalışırlar.
Göçebebilimi adını verdikleri bilim göçebelerin buluşudur ve devletler bunları kullanmışlardır. Tıpkı göçebe düşünürleri olan bilim adamlarının devlet memuru konumuna indirilip devletin amaçları için çalıştırılmaları gibi bir şeydir bu: <<İş gücünü yerleşikleştirmek, saptamak, iş akımının devinimini kurallaştırmak, ona kanal ve su yolları ayırmak, örgüt anlamında loncalar oluşturmak ve gerisi için, zoraki, emek gücünü çağırmak bu yerlerde (angarya) veya yoksulların İçinden (yardımseverlik atölyelerinde) işe almak-bu daima bedenin göçebeliğini ve çete serserilerini yenmeyi kendine hedef edinen devletin ilk işlerinden biri olmuştur.≫
Deleuze ve Guattari devletlerin ideolojileriyle karıştırılmaması gereken nooloji'yi sunarlar. Nooloji düşüncenin imgesine verilen addır. Düşüncenin tarihi olarak araştırılmasıdır. Nooloji'nin hızı ve çabukluğuna karşı ideoloji ağır ve merkezidir. Düşünürler arasından en hareketlilerinden Nietzsche karşı düşüncelerini sunan filozoftur.
Deleuze ve Guattari'nin ilk olarak 1972'de yayımlanan L'Anti-Oedipe (Anti-Oidipus) kitabı, 1968 sonrasının Marx ve Freud ikilisinin (Marcuse) yeniden düzenlenmesi olmuştur. Ama Deleuze bu kitapta ne Marx'ı Marx, ne de Freud'u Freud olarak ele alır. Aralarına bir göçebe düşünürü katar: Nietzsche.

Marx ve Freud, Nietzsche'nin bakış açısından okunmaya girişilir. Ve zaten Guattari, Lacan ile kopan psikanalistlerden biridir, Deleuze ise 1962'den beri Nietzsche'ci bir düşünürdür (G. Deleuze, Nietzsche et la philosophie, P.U.F. Paris 1962).

Yaptığımız çeviri, birinci cildinin adı Anti-Oidipus olan Kapitalizm ve Şizofreni'nin ikinci cildi olan Mille Plateauoc (Bin Yayla) kitabından bir bölümü içerir: Göçebebilimi İncelemesi.

Kapitalizm ve Şizofreni arasındaki bağ şudur: Psikanaliz de Kapitalizm de bunalımların sistemidir. Bunalımlar sayesinde yaşarlar. Luc-rece'in demiş olduğu gibi, “İktidarların hastalıklı kişilere ihtiyaçları vardır ki, bunlar hastalıklarını sağlıklı kişilere geçirebilsinler” söylemi Kapitalizm için de Psikanaliz için de geçerlidir. Yani Kapitalizm bunalımları ve çelişkileri sonucu yıkılacaktır tezi burada bir duvara toslar (kar yüzdelerinin düşüş eğilimi). Asla kimse çelişkiden ölmedi.
Deleuze ve Guattari için kapitalizm çelişkilerinden yıkılmaz, tersine çelişki ve bunalımları sayesinde kendini yeniler ve aşar. Bunalımlar sayesinde yaşamını sürdürür. Tıpkı psikanalizin de bunalımlı insanlara gereksinimi olması gibidir bu. Sistemin dışında kalan ise şizofrenidir.
Deleuze ve Guattari “Göçebebilimi İncelemesi” bölümünde göçebebiliminin evrimsel olmadığını, epistemolojik olarak (Clastres) gösterirler. Bu Kuhn'un paradigmaları veya Foucault'nun episteme'sine benzetilebilir. Aralarında hiyerarşi yoktur, ne de evrimsellik vardır. Clastres'dan yola çıkarak devletin savaş makinasının dışında olduğu epistemolojik olarak gösterilir. “Savaş makinası” göçebelerin buluşudur  ve askeri kurumlardan farklıdır. Bu tarihi olarak sorunsallaştırılır ve incelenir. Savaş makinası bir göçebe varlığını gerektirir ve göçebelerin numarasal bir örgütlenme biçimi vardır. Sayılayıcı sayı göçebelerin örgütlenme biçimidir. Bu fethedilen kaygan mekanın doğasından kaynaklanır. Böylece “sayı özne haline gelir.” Sayı ne hesaplama, ne de ölçme aracıdır, o bir yer değiştirme aracıdır. Devletlerin geometrileri vardır. Bu geometri kulelerle, kalelerle pürtüklü mekanı ortaya çıkarır. Onlar, yüzler ve binler sisteminin onbaşı, yüzbaşı, binbaşısı göçebelerin buluşudur.≫ Bozkırlarda Cengiz Han kendi büyük bileşimini oluşturduğu zaman, soydaşlarını numaralayarak örgütler ve soydaş grubun savaşçıları şifrelerle ve şeflere tabii tutulurlar (onluklar, yüzlükler, binlikler). Devletin sayıları, sayılayıcı sayı değildir; onların ritimleri resmi geçit ritimleridir. Göçebebiliminin yersiz-yurtsuzlaşmalarının eylemine karşı devletlerin yerineyurduna sokma, kodlama mekanizmaları vardır.
En özgün, çağdaş filozoflardan biri olarak tanınan G. Deleuze'un Türk diline aktarılmasında bazı zorluklar ortaya çıkmaktadır. Foucault gibi Deleuze ve Guattari de dilbiliminin ve sözdiziminin baskıcı etkisinden uzaklaşan “şizofrenik” bir yazıyı ortaya atarlar: çünkü şizofrenler, kapitalist sistemin dışında duran ve sisteme boyun eğmeyenlerdir; buradan şizofrenlerin devrimci oldukları gibi bir şey algılanmamalıdır, çünkü onlar da belirli çizgileri izleyebilirler. Şizofrenlerin Göçebebilimi ve kaygan mekanlarla bağları, yaratıcı olduklarında ortaya çıkabilecektir.
Ayrıca Deleuze'un dostu, F. Chatelet'nin anısına 1987'de College International de Philosophie'de yaptığı konuşmanın metni de bu yıl (1988) Minuit Yayınlarınca yayımlandı. Bu metnin Türkçesini de ortaya çıkarıp, göçebebilimiyle birleştirdik. Çünkü bu kadar kısa ve özgün bir metnin tek başına yayınlanma zorluğu baş gösterecekti. Böylece yukarıdaki metinle Göçebebiliminin ilgisini de göstermek istedik, iki metin de aynı düşüncenin (tekil düşüncenin) yansıtılmasıdır. Ve ikisi de göçebe düşüncesinin fikridir. Chatelet de Deleuze ile aynı üniversitede derslerini verdi ve Foucault ile birlikte Paris VIII Vincennes Üniversite’sinin Felsefe bölümünün kuruluşunda ön planda rol aldı. Foucault'nun daha sonra Paris Vlll'i bırakmasına karşın Deleuze ve Chatelet bu üniversiteyi hiçbir zaman terk etmediler (*).
Ali Akay, Paris, 27 Kasım 1988

(*) Bu üniversitenin tarihinde bir yıkım ve bir göç söz konusudur. İlk olarak 1968 sonrası Vincennes Ormanları’nda kurulan Üniversite 1980 yılında Paris Belediye Başkanı J. Chirac'm arzusuyla belediyenin alanı olarak hukuki bir konuma sahip olduğundan, buldozerlerle ve balyoz darbeleriyle birkaç saatte yıkıldı. Üniversite Saint-Denis banliyösüne göç etmek zorunda kaldı. Bu uzun yürüyüş üniversitenin konumunu ve ismini de değiştirdi. Buna rağmen eski Vincennes'liler hala ona Saint-Denis'deki Vincennes Universitesi adını vermekteler.
Kapakta niçin 'Siyah Kalem"?
Deleuze ve Guattari'nin ortak olarak yazdıkları kitaplarda önemli olan 'yazar'ın ortadan kaldırılması, anonimanın ön plana çıkmasıdır. Kimin neyi yazdığı belli olmadan, özne, yazar olmadan, birey olmadan bir “özneisellik sürecine” girebilmek, bu işte M.Ş. İpşiroğlu'nun “Siyah Kalem ressamları” adını verdiği “kimliği belli olmayan” bir sanatçılar grubunu belirtmesinden gelmektedir. Göçebe kampının göçebebilimiyle bir münasebeti olduğu kadar, “Siyah Kalem ressamlarının” anonimliği de Deleuze ve Guattari'nin düşüncesine tam oturmaktadır. Deleuze ve Guattari'nin kendilerine 'üstad' diyemeyecekleri, her türlü iktidardan kaçmaları gibi siyah kalemlerin de kendilerine “üstad” diyecekleri düşünülemez. (1) “Üstad Mehmet Siyah Kalem” adının da “bu eserleri yapanın imzasını” taşımaktan çok, “tek bir ustanın eserleri olmadığını belirginleştirdiğini” de belirtir İpşiroğlu. Deleuze ve Guattari de Proust'un “anlatan kişi” olarak yazarlıktan kurtulduğunu belirtirler; Proust'un kitabında da, zaman unsuru önemliyse, bu, her gerçeğin aslında bir zaman gerçeği olmasından dolayıdır. İşte burada Proust filozofi ile bir ilişkiye girer." (2)
Yazının bir hızı olduğu gibi dilbiliminin ve sözdiziminin bir ideolojisi vardır. Önemli olan dili bozmak, “dili mayınlamak”, “kendi dilinde yabancı olmak”sa, biz de Türkçemizin bozukluğunun ya da “mahvolmuşluğu”nun tartışmalarına girmektense, hızlı bir şekilde dilimizi kat edip, ondan yabancı bir dil oluşturmaya çalıştığımızda ancak dilin altında, onun aşkınlığı altında ezilmeden kendi içkinlik planlarımızı oluşturabiliriz.
Ali Akay
(1) M.Ş. İpşiroğlu, İslam’da Resim, Türkiye İş Bankası Kültür Yay., Sanat dizisi: 14, 1973, s. 63.







(2) G. Deleuze, Proust et les signes P.U.F. 1964, s. 115, Araştırma, yani Geçmiş Zaman Peşinde.

Chatelet'nin anısına
Perudes'den Verdi'ye Francois Chatelet'nin felsefesi. (*)
(* Bu metin F. Chatelet'nin anısına yapılan bir kolokyumu kapatan konuşmanın metnidir.) (Ç.N.)
G. Deleuze

Chatelet daima kendini bir usçu olarak tanımlamıştır, ama hangi usçuluk? Marx'a, Hegel'e ve Platon'a başvurur durur. Her şeyden önce ve buna rağmen Chatelet Aristocudur, öyleyse onu bir Aziz